7 Ekim 2012 Pazar

Bir güzelin mecnunuyum efendim!



Orhan Gencebay ile Bir Ömür… Yeni çıkan bir ‘tribute’ albümün adı bu. Terminoloji öyle diyor en azından. Malum, modern müzik jargonunda böyle birkaç tür var; cover, tribute, unplugged vs… Tribute;  büyük sanatçıların bir değer ifade eden şarkılarının tekrar yorumlanması, olarak özetlense yeridir.

Her biri birbirinden farklı ve şüphesiz kendi dinleyicileri için yüksek anlam ifade eden pek çok sanatçı (32 kişi) Orhan Gercebay’ın artık klasikleşmiş şarkılarını yorumlamışlar. İşte bu albümün adı; Orhan Gencebay İle Bir Ömür…

Sanatçılar ve yorumladıkları parçalar şöyle:


Muhakkak ki, bu listeye bakan herkesin, burada olmasından rahatsız olduğu ya da listede olmasını istediği isimler (Şarkı ve sanatçı) vardır. Misal ben, Kibariye’nin olmasını çok isterdim. Ve bu anlamda ‘eksik’ bulduğumu söyleyebilirim. Hatta, Gencebay konusunda hassasiyeti bulunanların, koronun söylediği ‘Batsın Bu Dünya’ şarkısında sanatçıların seslendirdiği dizelere bile itiraz gelecektir.


Benim bildiğim kadarıyla ustanın böyle bir albüm fikri nicedir vardı. Ama o kadar mahcup ve utangaçtı ki bir türlü bu isteğini, zihninde olan sanatçılara açamadı. Kimler yoktu ki bu listede; İbrahim Tatlıses, Muazzez Abacı, Ahmet Özhan, Erkin Koray, Arif Sağ, Erkan Oğur, Neşet Ertaş vs vs…

Nasip değilmiş…

Enfes yorumlardan biri : Volkan konak-Gurbet


Ne ki, böylesi bir albümün çok önemli olduğunu ve büyük ustanın bilinmeyen değerini gidermeye yönelik bir adım olduğunu söylemek mümkün.

Zira, pek çok kıymetli isimde olduğu gibi Orhan Gencebay ismi de, yıllar boyu burun kıvrılan, küçümsenen bir isim oldu, yok sayıldı, görmezden gelindi.

Hakikaten doğrudur; bir ömür yaşadık Gencebay ile. Sadece bireysel olarak değil, toplumsal olarak de bu ülkenin kaderinde etkisi vardır Orhan Gencebay ve başka bazı sanatçıların. TRT’nin hüküm sürdüğü, devletin resmi müziğinin, sanatçısının, tınısının olduğu bir dönemde radyo-tv’ye çıkması yasak iken minibüslerde, şehirlerarası otobüslerde yankılandı Gencebay’ın şarkıları. Bu ülkeyi en hassas yerinden yakalamayı bildi ve şaşırtıcı derecede duyarlı sözlere, aynı şaşırıcılıkta müzik ve yorum kattı. Bu anlamda Orhan Gencebay’ın kıymetinin hala takdir edilmediğine inanırım.

Ve Tarkan'dan...

Benim için iyi şarkının bir ölçütü var; en beğenmediğimiz ses bile yorumladığında ‘nispeten’ dayanabildiğimiz ve tahammül eşiğini yükseltebildiğimiz şarkılardır iyi olanlar. Gencebay’ın pek çok şarkısı böyle. Belki de bu nedenle ‘Bir Ömür’deki bazı şarkıların son derece ucuz ve itici alt yapısına tahammül edebiliyoruz dinlerken. Ama hakkını teslim etmek lazım ki, bazı parçalar bambaşka tada bürünmüş ve bir başka güzel olmuş. Başkalarını bilmem ama albümün tamamını dinlerken ‘cıstak’lıları hızla geçip bu şarkılarda epey duruyorum ve daha önemlisi, her dinledikten sonra ustanın orijinal yorumunu bir kez daha dinliyorum.

Ezcümle; Orhan Gencebay gibi sanat hazinelerinin değerinin daha iyi bilindiği, yaşarken kadr ve kıymete bindiği bir dünya için…

Elbette orijinalı en güzeli...


Yazı burada bitti, bundan sonrası için, Arabesk türünü merak edenler devam edebilir.

Arabesk müziğinin ortaya çıkışı, Cumhuriyet ideolojisinin klasik Türk müziğine koyduğu mesafeyle başlıyor. Meselenin özünde bu sıkıntı var aslında.
1925 yılında ‘dini’ kaygılar ile kapatılan Tekke ve Zaviyeler aslında bir müzik damarını da kökünden kurutuyordu.

1926 yılında okullardan Klasik Türk Müziği eğitimi tamamen kaldırıldı ve 70’li yılların ortalarına (Gencebay’ın ülkeyi sarstığı zamana) kadar sürüyor bu yasak.

1930’lu yılların ortasında 20 aylık bir süre ile radyolarda Türk Müziği yayını yasaklandı.

Bu yasağın en önemli nedenlerinden biri de sinemalarda gösterilen Mısır filmleriydi. Türk halkı, batı filmlerinden ziyade kendisine yakın olarak bulduğu Mısır filmlerini tercih ediyordu.

Haftalarca kapalı gişe oynayan Abdulvehhab'ın aynı isimli filminin taklitlerinden biri. 

1930’lu yıllardan başlayarak yaşanan Mısır filmleri modası Türk yapımcıları sıkıntıya soktuğu gibi, siyasi iradeyi de rahatsız etmiş ve nihayet yabancı filmlerin müziklerinde bile dublaj zorunluluğu istenmeye başlanmıştı. Özellikle Ümmü Gülsüm ve Abdulvehhab’ın şarkı söyleyerek oynadığı filmlerden sonra müzikal türde yerli yapımlara yöneliş başladı.

Basın Yayın Müdürlüğü Mısır filmlerinin müziklerinin Arapça söylenmesini yasaklamasıyla film müziği adaptasyonu sanayi doğdu. İlk örnek Hafız Burhan’ın Aşkın Gözyaşları’nın Türkçeye çevrilmiş güftesini plağa okumasıydı ve bu plak en fazla satılan plaklardan birisi olmuştu.

Mısır filmleri 1948 de tamamen yasaklanmasına kadar 130 film gösterildi ve bu film müzikleri bazen aynı sözlerle bazen Türkçe olarak plaklara okundu.
Ardından bu filmlerin etkisinde yeni Türk filmleri yapılmaya başlandı. Başrollerinde Münir Nureddin Selçuk, Müzeyyen Senar, Zeki Müren gibi isimlerin oynadığı şarkılı filmler furyası başlamıştı.

Yıl 1942, Türk müziği yasağı delik deşik edilirken sinema filmleri de ilgi görüyor. 
Bu tabloya özellikle 50-60 arası yaşanan ciddi iç göç ve kent nüfusunda yaşanan demografik değişim eklenince, beyaz perdede merkezine ‘acı ve hasret’in oturduğu temalar sıklıkla işlenmeye başladı. 

 ‘Arabesk’ sözcüğünün dilimize girmesi ise besteci Suat Sayın sayesinde oldu. 1960 yıllarda Sayın, ‘Sevmek Günah mı?’ adlı bir şarkı yapmıştı. Kısa bir süre sonra bu bestenin Mısırlı Abdülvahap'ın şarkısından alıntı olduğu ortaya çıkınca Arap Müziği, Arabesk kavramları tartışılmaya başlandı. Yine bu dönemde Orhan Gencebay'ın isimli genç bir müzisyenin çıkardığı ‘Başa gelen çekilirmiş’ isimli plak, özellikle büyük kent varoşlarında büyük bir ilgi gördü. Gencebay, daha önce örneği görülmemiş bir şekilde toplumun alt katmanlarının duygularına seslenmiş, içinde bulundukları açmazları, dertleri dile getirmişti.

Bu plağın başarısı üzerine aynı türde, ‘Kaderimin Oyunu’ ‘Bir Teselli Ver’ ; ‘Sevenler Mesut Olmaz’ plakları ile Gencebay’ı yığınların sevgilisi haline getirmişti.

Orhan Gencebay’ın yaptığı basit bir ‘esinleme/öykünme’ müziği değildi. Bambaşka ve emek verilen bir türün ilk adımlarıydı. 1966 yılında Ahmet Sezgin için yazdığı ve Sezginin ününün yeniden canlanmasını sağlayan Deryada Bir Salım Yok adlı eserinde Gencebay 23 kişilik bir orkestra kullanarak herkesi şaşırtmıştı. Muhayyerkürdi makamındaki eser senkoplu düyek ritminde ve vurmalı çalgılara önem verilen eserde Türk Müziği çalgıların yanı sıra Batı çalgılarından Gitar-vibrafon vb. kullanılmıştı. Buna ilave olarak kalabalık keman gurubunu batı tekniğinde çalan müzisyenler icra ediyor ve partisyonlar kullanılıyordu.

O dönem bu müziği küçümsemek adına ‘Arabesk’ tanımı ilk olarak kullanılmaya başlanmıştı. Oysa kelimenin kavramsal açılımı epey farklıydı.
Türkçe karşılığı "Arap tarzında yapılmış süsleme veya bezeme" olarak geçen Arabesk,  Fransızca’dan dilimize girerek yaygınlaştı. Batıda özgün bir sanat biçimi olan arabesk, Türk entelektüellerinde nezdinde ‘bütünlükten uzak, bir yığma ve karmaşıklık’ olarak karşılık bulacaktı.

Müzikteki bu yeni ve sıra dışı açılımın sinemaya yansıması da uzun sürmedi. Epey bir zamandan beri özellikle Zeki Müren, Nuri Sesigüzel gibi sanatçılar ile bu türe aşina olan Türk seyircisi, bu yeni türü de kısa sürede benimsedi. Giderek avantür filmlerin etkisi altına giren Yeşilçam’da arabesk filmler dönemi 1970’li yılların başına denk gelecekti.


Şüphesiz bu film türünün ilk örneğini yine Orhan Gencebay verecekti. 1971 yapımı olan Bir Teselli Ver’in yönetmen koltuğunda Lütfi Ömer Akad vardı. Ne var ki, müziği ile kitleleri heyecanlandıran Gencebay’ın bu ilk oyunculuk denemesi gişe açısından bekleneni verememişti. Ancak Gencebay’lı arabesk filmler giderek ilgi gördü ve filmler birbiri peşi sıra geldi: Sev Dedi Gözlerim, Ben Doğarken Ölmüşüm, Dertler Benim Olsun, Batsın Bu Dünya, Bir Araya Gelemeyiz, Bıktım Her Gün Ölmekten, Hatasız Kul Olmaz, Çilekeş…

Bu tür filmlerin başarı Anadolu işletmecilerinin de ilgisini türe yönlendirmiş ve yeni Arabesk starlar aranmaya başlanmıştı. Ve çok sürmeden İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut, Ferdi Tayfur, Neşe Karaböcek gibi şarkıcılar keşfedilip sinemaya da transfer edildi. Esasen yeni star ve açılım sıkıntısı çeken Türk film sektörü için de taze bir kan olmuştu arabesk filmler.
Arabesk filmleri altın çağını Türk sinemasının seks ve komedi filmleri arasına sıkıştığı bir yıl olan 1978 ve sonrasıydı. Ve sanatın her alanında olduğu gibi, furyaya dönüştükten sonra bir sığlaşma ve yüzeyselleşme illetine girdi bu tür. 

Aslında bu tür filmlerde anlatılan öykülerin klasik Yeşilçam filmlerinden bir farkı yoktu. Genel olarak ‘zengin-Fakir’ açmazında aşk ya da feodaliteye aşkı ile direnen onurlu genç temaları işlenmekteydi.

Daha 1980 darbesinin Yeşilçam’da seks filmlerini bitirmesiyle hız kazanan bu tür filmler sonra Vahdet Vural, Küçük Emrah, Küçük Ceylan, Ercan Turgut gibi isimlerle renklendi. 1980’de çekilen 68 filmden 27’si,  1981'de çekilen 71 filmden 33'ü arabesk olmuştu.


80’lerin sonunda etkisini yitiren tür, özel televizyonlarla birlikte dizi olarak varlığını sürdürdüyse de, bir süre sonra etkisi giderek azaldı.

Genel itibarıyla mutluluktan çok acıyı, kahkahadan çok göz yaşını içeren arabesk filmler; Acı, hüzün, kara sevda, çile, hor görülme, dışlanma, kahrolma, yoksulluk, kötü yazgı, yakınma, umutsuzluk, kadercilik, karamsarlık vb. motifleri kullanıyor ve nadiren mutlu sonla bitiyordu…

Türk sosyal hayatının sanattaki acılı ve hüzünlü yansıması oldu arabesk müziği ve filmleri…

Kendi sesinden Arabesk tanımı ve tarihçesi. Kırgınlığını da ifade ediyor biraz.
Fatih Akın'ın belgeselinden:



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder